Ana Sayfa Blog

Truman Show

0

Orijinal İsmi: The Truman Show
Vizyon Tarihi: 16 Ekim 1998
Süre: 103 Dk.
Tür: Bilim Kurgu , Dram , Komedi
Yönetmen: Peter Weir
Senaryo: Andrew Niccol
Yapımı: 1998 – ABD
IMDb Puanı: 8,1

Özet ve Detaylar
Hiçbir zaman özgür olamamış bir adamın hikayesi. Rutinler ve yapmacık hayatlar… Truman çok güzel bir adada yaşamaktadır. Fakat bu ada, Truman dışında her şeyin sahte olduğu bir ortamdır ve doğduğu günden itibaren devamlı olarak seyirciler tarafından izlenmiştir. Truman, bunun hiç farkında olmaz ta ki öldüğünü sandığı babasını görene dek.

Yaşadığımız Günler

0

Rasim Özdenören Kimdir?
Rasim Özdenören 1940 yılında Maraş’ta doğmuştur. İlk ve ortaöğretimini Maraş, Malatya, Tunceli gibi Güney ve Doğu illerinde tamamlamıştır. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni ve İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü’nü bitirmiştir. Bir süre Devlet Planlama Teşkilatı’nda uzman olarak çalıştıktan sonra araştırma amacıyla ABD’nin çeşitli eyaletlerinde, 1970-1971’de iki yıl kadar kalmıştır. 1975 yılında Kültür Bakanlığı Bakanlık Müşavirliği görevine gelmiş aynı bakanlıkta bir yıl da müfettişlik yapmıştır. 1978’de istifa ederek ayrıldığı devlet memurluğuna bir süre sonra (1980) Devlet Planlama Teşkilatı’nda çalışmak üzere tekrar dönmüştür. Uzman, daire başkanlığı, genel sekreter yardımcılığı, genel sekreterlik, müşavirlik görevlerinde bulunmuştur. 2005 yılında devlet memurluğuna noktayı koymuş ve kendi deyimiyle özgürlüğünü ilan etmiştir. Tüm bunların yanında Rasim Özdenören iyi bir edebiyatçı ve Türkiye’nin bu zamana kadar yetiştirdiği en değerli öykücü ve denemecileri arasında yer almayı başarmıştır. Yazdığı eserlerle de pek çok ödüle layık görülmüştür.

Yaşadığımız Günler
Bazı kitaplar vardır ki insanın sadece bilgi edinme ihtiyacını karşılayarak kişiye bilme ve öğrenme hazzı verir. Bazı kitaplar da vardır ki insana bilgi verme, bilgi aktarmanın yanında içinde yaşadığı dünyaya ve hayata karşı bir bilinç oluşturur, bir şuur kazandırır. Yedi Güzel Adam’dan birisi olarak tanıdığımız ve daha çok “Gül Yetiştiren Adam”, “Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler” ve “Müslümanca Yaşamak” gibi eserleri ile akıllarımıza kazınan Rasim Özdenören ’in “Yaşadığımız Günler” adlı eseri biraz daha geri planda kalmakla beraber, belki de bu saydığımız eserler kadar hatta onlardan daha da değerlidir ve okuduğumuz andan itibaren düşünce yapımızda belirli değişiklerin olduğunu, bilinçlendiğimizi ve belli bir şuur kazandığımızı hemen hissederiz.

Osmanlı ve onun bakiyesi olarak devam eden Türkiye Cumhuriyeti, Tanzimat Fermanı’ndan bu yana Batı ile sıkı bir ilişki içerisine girmiş bulunmaktadır. Bu ilişkide Batı, bazen kendisinden şiddetle uzak durulması gereken bir düşman olarak algılanmış, bazen de bir medeniyet kurmak, gelişmek ve ilerlemek için örnek alınması gereken bir merci olarak görülmüştür. Fakat her ne olursa olsun, şu artık sorgulanamaz bir gerçektir ki bütün dünya ülkeleri gibi Türkiye’de Batı’da meydana gelen gelişmelerden etkilenmekten kendisini alamamış ve çoğu zaman da Batı bir muasır medeniyet timsali olarak algılanarak taklit merci kabul edilmiştir. Bunu aslında Türk modernleşmesi veya Batılılaşma olarak da düşünebiliriz. Bu süreçte yaşanan değişimlerle kendi özünden ve kendi kavramlarından kopan bir toplum ve bir zihniyet inşa edilmiştir. İşte Rasim Özdenören’ de 1985 yılında yazıp yayınladığı fakat daha sonra tekrar gözden geçirerek farklı baskılarını yaptığı bu eserinde bizlere bu sürecin sonunda geldiğimiz noktanın genel bir panoramasını çizmektedir. Şu bir gerçektir ki, tanımlayamazsanız tanımlanırsanız, hâkim olamazsanız hâkim olunursunuz. Bu çağı tanımlayan ve bu çağa hakim olan Batı’ dır. İçerisinde yaşadığımız dünyanın çoğu unsuru Batı zihniyeti tarafından belirlenmiş ve dizayn edilmiştir. Peki, böyle bir durum da Batı dışı toplumlara düşen ilk görev ne olmaktadır yahut ne olmalıdır? Bu sorunun cevabını çok uzak yerlerde aramamak ve en kolay yerden başlamak gerekir ki o da bu toplumların içinde yaşadığı çağı tanıması ve bilmesidir. Hele ki dünyaya bir amaç uğruna geldiğini ve bütün insanlığın kurtuluşunun kendi inancı içerisinde barındığına inanan bir Müslüman için belki de ilk başlangıç yeri burasıdır. İçinde yaşadığımız çağın parametrelerini bilmezsek ve bize sunulanı sorgulamadan, üzerinde düşünmeden kabul edersek her zaman yönetilmeye, geri bırakılmaya, sömürülmeye, bir ekonomi ve tüketim nesnesi haline gelmeye devam ederiz. Eğer bu çağa karşı bir şeyler söyleyeceksek, ona karşı tavır alacaksak onu tanımalı, onun kaynaklarını ve temellerini bilmeli, ona vakıf olmalı ve onunla hesaplaşmalıyız. Rasim Özdenören ’nin deyişiyle “Nasıl bir çağda yaşadığımızın farkına varmak belki sağlıklı çıkış noktasından biri olarak öngörülebilir. Kafamızın hangi mercilerce yönlendirildiğini, bazı insanların kendi dileklerine göre yaşayabilmek için insanların nasıl yığınlar haline getirildiğini, bize ne gibi yaşama alışkanlıkları kazandırıldığını, meselenin temelinden kavrama gereğini bilmek zorundayız. Bir an belki bindiğimiz dalı kestiğimiz zehabına kapılabiliriz. Ama bu zehabımız doğruysa ve biz bindiğimiz dalı kesmek zorunda olduğumuzu biliyorsak, önlemimizi almamız kolaylaşabilir.”

Rasim Özdenören bu amaçla bize içerisinde yaşadığımız çağı ve dünyayı, içerisinde yaşadığımız günleri bilinçli ve şuurlu bir Müslümanın bakış açısı ile göstermektedir. O, tüketim baskısından, gelirin dengesiz dağılımı ve nüfus planlamasına, iletişimden siyasete pek çok konuda nasıl bir ahval içerisinde bulunduğumuzu apaçık gerçekliği ile önümüze seriyor. Her biri, Rasim Özdenören ‘nin deyişi ile akademik bir inceleme olabilecek bu konular ve bu eser, bizim için yaşadığımız dünya ile hesaplaşmanın ilk adımı olan o dünyayı tanıma da bir başlangıç olabilir.

Hazırlayan: M. Abdullah Önder

“E. M. Cioran Röportajı”

0

“Beni kurtaran şey intihar fikriydi. İntihar fikri olmasaydı kendimi çoktan öldürmüş olurdum. Yaşamaya devam etmemi sağlayan şey her zaman önümde böyle bir seçeneğin olduğunu bilmekti. Sahiden de bu düşünce olmasaydı bu hayata, bir yere ya da bir şeye saplanmış olma duygusuna asla katlanamazdım. Benim için intihar fikri her zaman özgürlük fikrine dayalıydı.”

Muhsin Bey

0

Orijinal İsmi: Muhsin Bey
Vizyon Tarihi: 1987
Süre: 100 Dk.
Tür: Dram , Komedi
Yönetmen: Yavuz Turgul
Senaryo: Yavuz Turgul
Yapımı: 1987 – Türkiye
IMDb Puanı: 8,5

Özet ve Detaylar
İstanbullu Muhsin Bey, Türk musikisine ve çiçeklerine düşkün, değerlerine bağlı bir ‘eski usül’ adamdır. 80’lerde hızla değişen şehre, köyden kente göçün getirdiği kültür erozyonuna yabancı ve ilkeleriyle yaşayan bir adam. Bir gün kaset çıkarmak için şehre gelmiş, yanık sesli türkücü Ali Nazik’le kesişir yolları.

Muhsin Bey, Ali’yi şöhretle tanıştırabileceğini düşünür. Bu iki ayrı dünyanın insanı böylece, zorlu bir işbirliğine girerler. Dünyaların ne kadar ayrı olduğunu anlamaları içinse zaman gerekecektir.

Açlık

0

Eser Adı: Açlık
Yazar: Knut Hamsun

Knut Hamsun Kimdir?
Knut Hamsun 4 Ağustos 1859 yılında Norveç’den dünyaya gelmiştir. Köylü bir ailesi olan Knut Lofoten Adalarında çocukluğunu geçirdi. Hiç bir şekilde resmi olan bir eğitim görmedi. Bodo’da bir ayakkabıcının yanında çıraklık yaparken yazmaya başladı. 19 yaşına kadar çeşitli işlerde çalıştı.  Knut Hamsun 1889 yılında Amerika’dan Norveç’e döndüğünde Amerikanın yaşantısını eleştiren bir makale yayınlamıştır. İlk romanı olan Açlık için büyük bir başarı kazanması ona yaşantısını sadece yazarlık yapmaya yönlendirdi. Hamsun 1920 yılında Nobel Ödülünü almıştır. 1930 yılında ise ülkesinde kurulmuş olan bir faşist partiye katıldı. II. Dünya savaşında Norveç’in işgal edilmesi sırasında Almanları destekledi ve savaştan sonra tutuklandı fakat yaşı oldukça ileri olduğu için cezası paraya çevrildi. Knut Hamsun’un Nazilerle işbirliği yapması edebiyatçı kimliğini ve saygınlığını zedelemiştir. Yapıtları ölümünden sonra eleştirmenler tarafından tekrar dan ele alınmış yeni çeviriler ile tüm dünyanın beğenisini kazandırma çalışmalarına girilmiştir.

Açlık
Yazar olmak sevdasıyla yanıp tutuşan ve bunu başarmayı çok isteyen hatta arada bir yazdıkları yayımlanabilen de bir adam var karşımızda. Bir o kadar da gururlu ve namuslu. Alnının teri ile kazanmadığı, hak etmediği parayı hatta yiyeceği kabul etmeyen bir adam. Bütün roman bunun üzerine kurulu aslında. Gururuna karşı açlığı… Çok bahtsız… Onun kafasında planladığı, olmasını ümit ettiği ne varsa arada sitem ettiği Tanrı tarafından hepsi arka arkaya olmayacak şekilde önceden çoktan planlanmış. ”Neden ben?” dediği de çok olmuştur.

Roman buram buram bir sefaletle başlıyor. Bu sefaletin içinden kahramanımız beliriyor. Barınılan yer de sefil kahramanımız da… ”Artık bir tarağım bile yoktu,okumaya kitabım bile” derken bunları bir şekilde kaybettiğini düşünüyoruz ama roman ilerledikçe nasıl yok olduklarını çözebiliyoruz. Günü kurtarmak, ümit ettiği yazıyı yazıp parasını alma çabasındayken aç kalmamak ya da en önemlisi barınmak için bir şeylerini yavaş yavaş elden çıkarıyor. Bir rehineciye bunları bırakıp karşılığında da para alıyor. Bu parayla bir şekilde karnını doyuruyor. Doyuruyor demek burada abartı olur. Çünkü o hiç doymadı, sadece açlığını gideriyor. Zaten telaffuz ettiği en yüklü para da 10 krondur (Bir Norveç kronu bugün 43 kuruştur.) Bu paranın üstünde bir miktardan hiç söz edilmiyor kitapta. Tanıklık ettiğimiz hayat 10 kronla 5 kron arasında gidip geliyor. Çoğunlukla da 5 kronda takılı kalıyor.

Yeleğini rehin bırakmasıyla dışarıdaki yaşamına dahil oluyoruz. Demek ki tarağın ve kitabın akıbeti de buydu. Üstünde gömleği, ceketi, dizi solmuş pantolonu ve hiç de yeni olamayan ayakkabıları vardı. ”Her şey acaba düzelecek mi?” diye romanı okurken işlerin hiç bu kadar kötüye gidebileceğini düşünemezken kahramanımızı düğmelerini rehin bırakmaya çalışırken görüyoruz. Tabi ki içler acısı… Ancak gururundan ve duruşundan asla ödün vermiyor.

Gelelim açlığa. Bu açlık kişisel bir açlık. Aç bir insan anlatılıyor. Bu durumda her şeyi yapabileceği beklenir ya da yapabilir şansı verildiği halde, açlığı tercih ediyor. Dilenmiyor, birilerinden yardım beklemiyor. Bu açlığı başkasının gidermesini istemiyor. Onu, açlığını bastırmak için talaş çiğner ve en ilginci de elbisesinin parçasını koparıp çiğner buluyoruz. Bundan kimsenin haberi yoktur. Zaten zavallının etrafında çok kimse de yoktur. O bunu da belli etmez. İncelikler karşısında minnettar olabilecek kadar da vefalıdır. Bunu bir borç bilir ve kendince de borçlanır. Günü gelince de ödemeyi düşünür hep.

Bu açlık durumu devam ederken ve alışkanlık halini alırken aşk da unutulmamış; Ylajali. Ruhunun açlığını da bedeninin açlığı gibi tam doyuramıyor. Fakat o güzel hisleri yaşıyor. Bu felaket ve sefalet zinciri içinde biz de onun adına mutlu oluyoruz. Gelgelelim ki konumuz açlık ve burada da bir doyum yok.

İlginç olan bir şey daha var ki doymanın, tokluğun nasıl bir şey olduğuna hiç değinilmemiş. Onun donatılmış bir masa başında neler yapabileceğini kestiremiyoruz. Buna dair bir fikrimiz yok. Çünkü o hep aç. ”Birden acayip bir baş dönmesine tutuldum; yürüdüm, aldırmamak istedim, fakat çoğaldıkça çoğaldı; sonunda bir merdiven basamağına oturmak zorunda kaldım. İçimde değişme oluyordu; bir şey kenara kayıyor, beynimde bir perde, bir kumaş yırtılıyordu sanki.”

”…Yürüyordum; açlıktan bağırsaklarım, içimde kurtlar gibi dertop oluyordu. Gün sona ermeden biraz olsun yiyecek bulacağım hiçbir yere yazılmamıştı.”

“İnsanın birazcık ekmeği olsa! Sokaklarda ısıra ısıra gidebileceği, bir küçük nefis çavdar ekmeği!” alıntılarıyla bu açlığa dair ufak bir fikir verebiliriz.

Monolog havasında yazılmış bir roman. Kahramanın iç sesi, kendisiyle yaptığı alaycı konuşmalar komik anlar yaşatıyor okuyucuya. Acıma duygumuz kabarıyor ama katmerlenmiyor. Öyle ki okuyucunun bile acımasını istemeyecek kadar gururlu ki bu da anlatıma yansımış.

Açlıkla ilgili bir fikrimiz olmasa bile bu romanda aç bir insanın dirayetli durabilmeyi başarabileceğine inancımız artıyor. Aç bir insan bu kadar mı güzel anlatılır diyorum. Romanı okurken başta sıkılıp bırakabilirsiniz. Fakat eninde sonunda okuyup bitirmek isteyeceksiniz. Sürükleyici bir roman. Çünkü açlık bu kadar uzun nasıl anlatılmış olabilir diye düşünüp ele alınınca algıladığımız, bildiğimiz açlıktan söz etmediğini görmek romanın sonuna gelmemizi sağlıyor.

Olsun Da Gör

0

Olsun Da Gör

O gün gelsin neşemiz tazelensin de gör
Dünyayı hele sen bir barış olsun da gör
Seyreyle gülü bülbülü
Çifter çifter aylar gökyüzünde
Her gece ayın on dördü

Kuşlar geçecek damların üstünden
Kuşlar konacak dallara
Kanat seslerini duyup uyanırlarsa
Gene kuşlarla uyusun çocuklar
Olanı biteni anlatma.

Hiç görmediğim şey bu
Kurdun gözü yılmış sürüden
Elmanın yarısı soğuk yarısı sıcak
Ağulu bitkilere dolanmış salkım
Güneşten yağmur boşanacak

Yetsin demir çağının beyliği
Yeni bir gün başlıyor demek
Yeryüzünde korkusuz yaşamak
İki milyar kişiye bir dünya
İki milyar kişiye iki milyar ekmek

Yazık olur bu düş yarı kalırsa
Barış günü insan hakkı yenirse
Köroğlu’nun sözü dinlenmelidir
Sivas ilinin Banaz köyünden
Pir Sultan Abdal dirilmelidir

Ah günüm yetse görmeye seni
Seni övmeye gücüm yetse
Barış çağı, altın çağ
Son ozanı ben olayım bu özlemin
Bu özlem bitse

O gün gelsin neşemiz tazelensin de gör
Dünyayı hele sen bir barış olsun da gör
Seyreyle deli ozanı
Baştan başa sevda, baştan başa tutku
Dili baldan tatlı

M. Cevdet Anday

Şampiyonlar

0

Orijinal İsmi: Campeones
Vizyon Tarihi: 2019
Süre: 124 Dk.
Tür: Dram , Komedi , Spor
Yönetmen: Javier Fesser
Senaryo: David Marqués , Javier Fesser
Yapımı: 2018 – İspanya , Meksika
IMDb Puanı: 7,2

Özet ve Detaylar
Marco Montes, İspanyol basketbol liginde yer alan önemli bir takımın, ikinci antrenörü olarak görev yapan bir basketbol koçudur. Kibirli bir adam olan Marco, bu yüzden özel hayatında sıkıntılar yaşamaktadır. Bir gün basketbol müsabakasında birinci antrenör ile tartışınca stadyumdan kovulur. Bunun üzerine bir de sarhoş olduğu bir gün polis aracına çarpınca tutuklanır. Hakim karşısına çıkan Marco, bir seçim yapmak zorunda bırakılır. Ya 2 yıl hapis yatacak ya da 90 gün boyunca topluma hizmet etmekle görevlendirilecektir. Gönüllü olmasa da topluma hizmet etmeyi kabul eden Marco, zihinsel engellilerden oluşan “Los Amigos” adlı bir basketbol takımını eğitmekle görevlendirilir. Ve müthiş bir hikaye başlar…

Müdür

0

Orijinal İsmi: Sorkhpoost
Vizyon Tarihi: 2019
Süre: 100 Dk.
Tür: Dram , Romantik, Gizem
Yönetmen: Nima Javidi
Senaryo: Nima Javidi
Yapımı: 2019 – İran
IMDb Puanı: 7,4

Özet ve Detaylar
Müdür filmi genel itibariyle tüm konunun hapishanede geçtiği bir film olarak karşımıza çıkıyor. Film 1966 yılında geçiyor ve İran’ın güneyinde yer alan bir hapishane ve buranın müdürü ile ilgili yaşananları konu ediniyor. Burada ki hapishane zamanla çok merkezi bir konumda kalmıştı. Yeni yapılan hava alanı ile birlikte iç içe geçmesi nedeniyle oranın boşaltılarak tahliyesine karar verilir. Boşaltıldıktan hemen sonra da oranın yıkılmasına karar verilir. Süreç başladığında hapishane müdürü olan Binbaşı Jahed, burada bulunan tüm mahkumları tek tek yeni hapishanenin olduğu yere transfer ederler. İçlerinden birinin ise idamına karar verilmiştir. Ancak idama çarptırılan mahkum ortalar yoktu ve bir şekilde bu transferden kaçmayı başarmıştı. Vicdan ve adalet ekseninde güzel bir hikaye

Dosta Mektuplar – II

0

Sevgili Dostum;

Sence de dünya her geçen gün biraz daha cehennemi andırır bir hale bürünmüyor mu? Şehirler git gide ancak cehennemde var olabilecek büyük kazıklara benzeyen yapılarla bezenmiyor mu? İçim daralıyor değerli dostum. Bu muazzam büyüklükteki cehennem kazıklarının arasından geçerken kendimi alevler arasında yanan bir günahkâr gibi hissediyorum. Şehirlerinde bir ruhu vardır diyordu okuduğum güzel bir kitapta güzel bir yazar. Dönüp de kendi şehrime; nice arkadaşlıkların, sevgilerin, yaşanmışlıkların geçtiği bu kente bakıyorum, onda bir ruh arıyorum fakat bulamıyorum. Bu ruha ne oldu, bu ruhu oluşturan, ona kaynak olan, onu besleyen, büyüten bu insanlara ne oldu? Anlayamıyorum. Şehrin caddelerinde, sokaklarında yürürken, insanların kor gibi yanan gözlerindeki bakışlardan sende ürkmüyor musun? Kalabalık grupların arasından geçerken tüm vücudunu sarsan ürpertileri hissetmiyor musun? Dünyadaki hiçbir varlık bana artık insanlar kadar yabancı gelmiyor değerli dostum. Benimkisi yaşadığı çağa ayak uyduramayanların yazgısının bir bileşimi. Gündelik hayatın telaşesinden uzak, insanlara ve nesnelere karşı mesafeli, kendi içine kapalı, düşünceleri, hayalleri ve rüyaları ile yaşayanların temsilcilerinden bir kesit. Paterson örneğin. Var olmakla yok almak arasındaki o ince ve bulanık çizginin yavaş yavaş silinmesi. Her günün birbirine tıpkı benzemesi, sıradanlık ve süreklilik ve bunun verdiği insanı hafif bir rüzgârın eşlik eder derecedeki rahatlama. Belki bu çizginin silinmeyecek denli kömür karası bir kalemle çizilmesini bende isterdim değerli dostum. Ama olmadı. Hep muğlak, müphem ve bulanıktı. Böyle bir devirde gelmemeliydim bu dünyaya. Bazıları vardır ki onlar dünyaya gelmek için geç kalmışlardır ve olması gerektiği çağın özlemini yaşarlar daima. Tıpkı Paterson gibi. Şair ruhlu insanlardır onlar ve konuştukları zaman yalnız şiir mısraları dökülür dudaklarından. Kendi hallerinde, kendi dünyalarında mutludurlar. Dış dünyadan memnun değillerdir ve bununla baş etmek için kendi iç dünyalarını inşa etmeye çalışırlar. Şiirler, romanlar, hikâyeler, yalnız yürüyüşler, derin bir sevgi ve aşk ise inşa etmeye çalıştıkları bu binanın kilit noktalarındaki tuğlalarıdır.

Ne çok konuşuyorum ama kimse duymuyor. Ne çok dokunuyorum ama kimse hissetmiyor. Ne çok görüyorum ama kimse fark etmiyor. Bütün bunlara rağmen ne kadar az susuyorum ve hiç kimse bunu anlamıyor. Şimdi sevgili dostum, terk etmeliyim buraları, bana lazım olanı bulmalıyım. Aramalıyız, bıkmadan, usanmadan aramaya devam etmeliyiz. Aradığımı bulduğum en azından bulmayı umut ettiğim yerlerden sana bir nebze olsun nefes aldıran yazılarımı yazabilmem dileğiyle. Arayışın daim olsun, sevgili dostum.

25.07.2020

M. Abdullah ÖNDER

 

Çırak

0

Orijinal İsmi: Çırak
Vizyon Tarihi: 2015
Süre: 85 Dk.
Tür: Dram
Yönetmen: Emre Konuk
Senaryo: Emre Konuk
Yapımı: 2015 – Türkiye
IMDb Puanı: 6,3

Özet ve Detaylar
Alim, terzilik yapan Yakup Usta´nın yanında on beş yıldır çıraklık yapmaktadır. Takıntılı ve ölmekten aşırı derecede korkan bir insan olan Alim, hayatını monoton bir çizgiye hapsetmiştir. Sabah dükkânı açar, ustası gelene kadar ya uyuklar ya da televizyon izler. Akşam ise Kahveci Kemal´le birlikte, onun arabasında evinin yolunu tutar. Televizyonda izlediği bir haberde LPG´li araçların güvenli olmadığını, durup dururken patlayabileceklerini öğrenen Alim, Kemal´in arabasını ve bindiği taksileri kontrol etmeye başlar. Her defasında LPG´li araçlarla karşılaşır. Bu yüzden dükkâna daha yakın bir yere taşınmaya karar verir. Yaşamındaki bu küçük değişiklik Alim için bir dönüm noktası olacaktır.

Popüler Paylaşımlar

Cinnetim

      Evet… Cinnet getiriyorum.       İnsanlığın sona doğru yol aldığı fısıldanıyor kulağıma. Onurlu bir eylem oluyor; konuşmak; kendimle, kalabalık sesler arasında. Pergel ya da gönye...

Togo

Olsun Da Gör