Ana Sayfa Blog

Gülçehre

0

Orijinal İsmi: Golchehreh
Vizyon Tarihi: 2011
Süre: 108 Dk.
Tür: Dram, Savaş
Yönetmen: Vahid Mousaian
Senaryo: Vahid Mousaian
Yapımı: 2011, İran
IMDb Puanı: 7,4

Özet ve Detaylar

Eşref han Afganistan’da yaşayan ve sinemayı seven birisidir. Çevresinde de çokça sevilmekte herkese yardım etmeyi sevmektedir. Komünist rejimden yeni kurtulan ve her şeyin güzel olacağını uman Afgan halkı için bir sinema kurma hayali ile İran’a gider. İran’dan getirdiği arkadaşı Guderz ile sinemayı inşa etmeye başlarlar. Peki Taliban buna izin verecek midir? Eşref han sinema salonunu kullanabilecek midir?

Gülçehre, Afganistan’daki Komünist Rusların ülkeyi terk etmesinden sonra ülkede Taliban rejiminin etkin rol oynamasını ve bu rejimin insanlar üzerindeki etkisini anlatan bir film. Filmde bol eleştiriye yer veren Vahid Mousasian Taliban rejiminin yıktığı hayatları hayalleri ve umutları konu edinmiş.

Kendine Dönüş

0

Sığınmak istediğimiz limanları deniz fenerlerinin aydınlatmasını bekliyoruz, fırtınalı gecelerde yol alan yelkenlideki bir kaptan ve yolcular gibi. Fakat her zaman bir deniz feneri aydınlatmıyor belki de aydınlatamıyor bu fırtınalı yolculuklarda yolumuzu. Baş başa kalıyoruz bazen kendimizle. Yüz yüze gelmekten korktuğumuz taraflarımızla karşılaşıyoruz. Derin ve ıssız bir yalnızlığın bizi kendisine çektiği sessiz geceler anlatıyor yine bizi bize. Yüzleşmek kolay olmuyor çoğu zaman. İnsan en çok kendisiyle yüzleşemiyor, en çok kendisini yargılayamıyor. Herkesi herkesten çok tanıdığımızı iddia ederken en ufak bir yalnızlıkta aslında kendimize bile ne kadar yabancı olduğumuzu fark ediyoruz. Hatta çoğu zaman yalnız bile kalamıyoruz, bilerek yahut bilmeyerek. Korkuyoruz kendimizle baş başa kalmaktan. Kimi zaman buna fırsat bulamıyor, kimi zaman bulduğumuz fırsatları kaçarak değerlendiriyoruz. En çok kendinden kaçıyor insan. En çok kendine düşman belki de insan. Nedir bizi bizden alıkoyan?

Bütün başarılarımı yalnızlığıma borçluyum diyordu Kafka. Belki de onun da kendinden kaçışı buydu; kaldığı yalnızlıkta acılarını kâğıtlara damıtmak. İnsan varlığını bir kez kabullendi mi, kendi yolunu, düşüncelerini, amaçlarını, hedeflerini bir kez çizdi mi yalnızlık içinde büyük bir coşku duyuyor, kabalıklar içinde ise acınası bir boşlukta sallanıp duruyor. Önümüze serilecek bir yol yok ve biz yürümeye başlamadıkça da o yol hiçbir zaman olmayacak. Acılarımızla yüzleşmediğimiz, kabuk bağlayan yaralarımızı deşmediğimiz sürece attığımız her adım yarım kalacak. Zamanın su gibi akıp gittiği, insanın koşturmaktan varlığını unutacak seviyeye geldiği böyle bir dönemde yapmakta en çok zorlanılan bir eylem; kendine dönüş. İnsan en çok kendini unuttu, özgürlüğünü unuttu.

Benim direncim bunca boş eyleme karşı eylemsizliktir. Benim direncim bunca boş çalışmaya karşı tembelliktir. Benim direncim bunca sese karşı sükûnettir. Benim direncim bunca kalabalığa karşı yalnızlıktır.

Ey insan! Kendine bir dünya kur, içinde yalnızca sen ve hayallerin olsun.

M. Abdullah Önder

Mandalina Bahçesi

0

Orijinal İsmi: Mandariinid
Vizyon Tarihi: 2013
Süre: 87 Dk.
Tür: Dram , Savaş
Yönetmen: Zaza Urushadze
Senaryo: Zaza Urushadze
Yapımı: 2013 – Estonya , Gürcistan
IMDb Puanı: 8,2

Özet ve Detaylar

Abhazya Savaşı’na ışık tutan tutan ve savaştan etkilenen insanların yaşamına gerçekçi bir bakış fırlatan ” mandalinalar ” Filmi mandalina yetiştiren yaşlı bir adamın hikayesini anlatıyor . Savaş filmlerine çok farklı bir soluk getiren filmin yönetmen koltuğunda üç ev , Ak tendeba filmlerinin de senaristi ve yönetmeni olan Gürcü sinemacı Zaza Urushadze oturuyor . Baş rollerini ise Mikheil Meskhi , Misha Meskhi ve Giorgi Nakaszhidze paylaşıyor . Savaş filmlerinin takipçisi olanların ve artık Hollywood yapımı ışıltılı parıltılı filmlerden sıkılanların imdadına yetişecek olan film, imdb’den aldığı yükse puan ve sinema forumlarında hakkında yapılan övgü dolu sözlerle tüm dikkatleri üstüne çekiyor . Gürcistan – Estonya ortak yapımı olan dram türündeki eser odak noktasına aldığını savaşı , isimsiz kahramanlar üstünden anlatıp destansı bir dil kullanmaktan kaçınıyor . Bu da filmi daha sıcak ve daha samimi hale getiriyor . Ayrıca savaşın kötü yanını tüm çıplaklığı ile izleyiciyle buluştururken , ana karakterlerin yardımsever tavrının altını çizen yönetmenin uzun metrajlı üçüncü filmidir.

Deprem Yüzlü Çocuklar

0

Kırılgan bir zafer anıtı dikiyorum.
Deprem yüzlü çocuklar şerefine.
Çöl tutsaklığı
Ve bir garip varoluş sancısı bizimkisi
Kendi hikâyemizi yazamıyor
Kendi şarkımızın tınısında yer bulamıyoruz, acılarımıza.
Kaçış iklimine hasret ve nemli duvarlara kilitli, gözlerimiz.
Bir ses bekliyor hücrelerimiz
Ayağa kaldıracak tüm harabelerimizi
Bir ses!
Gelmiyor başucumuzdan
Ve de seher yeli esen yamaçlardan
Çaresiz bakışlar eşliğinde
Kırılgan bir zafer anıtı dikiyorum
Deprem yüzlü çocuklar şerefine.

Dosta Mektuplar – III

0

Sevgili Dostum;

Maddenin manaya, bedenin ruha, biçimin içeriğe bu denli tercih edildiği başka bir dönem yaşanmış mıdır acaba? Tanrının sadece inanlara bahşettiği ve onu diğer bütün yaratılmışlardan ayıran düşünebilme, kendi bilincinin farkında olabilme ve hareketlerini, davranışlarını, eylemlerini buna göre düzenleme kabiliyetini kullanmamak için insanlar neden bu kadar çaba harcamakta? İnsanlar düşünmüyor değerli dostum ve bu bana acı veriyor. Annesi tarafından önüne hangi yemek konulursa konulsun yiyen çocuklar gibi kendilerine ne sunulursa onunla yetiniyorlar ve bir başka hayatın, bir başka yaşam tarzının gerçekleşemeyeceğini düşünüyorlar.

İman nedir değerli dostum? Katıksız bir güvenden başka nedir? İnandığını yaşamaktan, yaşadığını inancına göre tayin etmekten başka nedir? Okuyorum, kitaplar deviriyorum bazı zamanlar oluyor altında kalıyorum. Sayfaların arasında sıkışıp kaldığım da oluyor, bir harf olup kelimelerin arasına sokulduğum da. Değerli dostum, hakikati arıyoruz, bir vasıta olarak kitapları kullanıyoruz fakat senin de dikkatini çekmiyor ki onca kitabı devirip de aradığın hakikat dış dünyadan ne kadar bağımsız. Bu çelişki bana katlanılmaz düşünce sancıları yaşatıyor.

Bana bir uyarı da bulunuyorsun. Aslında uyarını sen yazmadan önce de pek çok kez düşündüm, üzerine çok günler kafa yordum fakat bu dengeyi sağlamak, bu iki kıyı arasına bir köprü kurmak çok zor sevgili dostum. Bazı zamanlar ütopyacı görüşlere kapıldığımı ve bu durumdan kendimi kurtarmam gerektiğini telkin ediyorsun. Haklısın. Fakat bu dünyaya yabancı olan, kalbi bir çiçeğin incecik bir dalı kadar hassas olan insanlar için bundan bir kurtuluş yok. Eğer hayalimde, düş dünyamda, rüyalarımda kaçıp sığınacağım bir dünya kurmazsam hayat beni dişlerinin arasına alıp acımasızca öğütecek. Yahut hassa kalbim dayanamayarak beni yarı yolda bırakacak. Bir keresinde bana bu dünya bir şişe, bizse o şişenin içerisinde hapsolmuş sinekleriz demiştin. Her kanat çırpışımızda, dışarı çıkabilmek, nefes alabilmek ve özgürce uçabilmek için camdan duvara küçük bedenimizi her vuruşumuzda biraz daha sert düşüyoruz en dibe. Haklısın sevgili dostum, ne bu mücadeleyi bırakmak ne de özgürlüğe kavuşmak bizim elimizde. Bizim elimizde olan ve bizden hiçbir zaman alamayacakları silahımız ise denemek. Kaybetsek de, dibe vursak da her defasında yeniden doğrulmak ve tekrar denemek. Ne geçmişe takılıp kalmak ne de geleceğin hayal dünyasında yaşamak, sadece ân içre olmak. Belki de bütün mesele bu. Mücadelen daim olsun, sevgili dostum.

M. Abdullah Önder

Bir Muallim Vedası

0

Yaralarımız var,

Ruhumuzu sızlatan acılar.

Çare, yalnız ve sadece; kelimeler, kelimeler, kelimeler…

Büyük bir iştiyakla revan olduğum bu yoldan derin bir sükut-u hayal ile dönüyorum. Her gün gözlerinin içinden merhameti, sevgiyi, merakı ve saflığı okuduğum temiz yüreklere elveda diyorum. Bedenim tüm zorluklara göğüs gerecek güçteyken; ruhum, örselenen hakir görülen küçücük bedenlerin diyetini ödeyemiyor artık.

Yeni Çağın yenilenen işkence yöntemleriyle, istatistiki verilerde kendisine yer bulamayan her çocuğun tırnaklarının söküldüğünü; nicel verilerle kutsanan arkadaşlarına, kin duyana dek aşağılanan her çocuğun mankurtlaştırıldığını, ruhumun tüm zerrelerinde hissediyorum. Yoksulun, yetimin ve yolda kalmışın hakkının teslimi olan; sadakanın, bir nimet gibi sunulduğu, veren elin kibir ve riya kustuğu, alan elin ise her geçen gün arsızlaştığı şu günlerde; kendime, eline bir oyuncak tutuşturulup etrafına kırk şaklabanın üşüştüğü masum yüzlerin al yanaklarında halkalanan hayâ duygusundan başka sığınacak yer bulamıyorum.

Dünyanın parmak uçlarımızda aktığı, her eylemin bu akışa meze yapıldığı çağda, kalemin asaleti ve kâğıdın sadakatine sığınıyorum. Kelimeler; son sığınak oluyor bu yakıcı azaptan kurtulmak, soluklanacak bir gölgelik bulabilmek için. Her nefese ve her çocuğa yetecek kadar karahindibanın olduğu bir pınar başında yeniden buluşabilmek ümidiyle kaçıyorum uzaklara.

Orada sözlere merhamet, tebessüme rahmet eşlik ediyor. İdealitenin yoksunluğunu, hayali gayelerin şımarıklığını duyumsamıyor hiç kimse. Herkes ve her şey ismiyle müsemma, orada. Sıra yok, sıralama, sınırlama yok, ensesinde boza pişirilen emekçiler, tebessümü sömürülen aydınlık yüzler, yok orada.

Yalnızca kelimeler var.

Bir de her nefese yetecek kadar karahindibalar…

Piyanist

0

Orijinal İsmi: The Pianist
Vizyon Tarihi: 28 Şubat 2003
Süre: 150 Dk.
Tür: Biyografi , Dram , Savaş
Yönetmen: Roman Polanski
Senaryo: Ronald Harwood
Yapımı: 2002 – İngiltere , Fransa , Almanya , Polonya
IMDb Puanı: 8,5

Özet ve Detaylar

Wladyslaw Szpilman, savaş patlak verdiğinde 27 yaşındaydı ve Polonya’nın geleceği en parlak konser piyanistlerinden biriydi. Luftwaffe’de radyo istasyonu bombalandığında Chopin’in C minor Nocturne’nü çalıyordu. Tüm Yahudiler gibi o ve ailesi de evlerinden çıkartılarak Varşova gettolarına sürülmüştü. Bu çok yetenekli genç adam yeni yaşamında karaborsacıların ve işbirlikçilerin eğlendiği barlarda çalmaya başlamıştır. İşte bu işbirlikçilerden biri onu ve ailesini ölüme götüren esir kampı trenlerinden birinden kurtarmıştır. Savaş fısıltıları, direnişçiler ve sürpriz bir Alman subayı sayesinde Szpilman savaşta hayatta kalmayı başarır.

Şiirler

0

Erdem Bayazıt Kimdir?

Adil Erdem Bayazıt 1940 yılında Kahramanmaraş’ta dünyaya geldi. Ankara Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. 1973 yılına kadar Milli Kütüphane’de çalıştıktan sonra Lise Edebiyat öğretmenliği yaptı. 1987 yılında yapılan seçimlerinde K. Maraş Milletvekili seçildi. Yazı ve şiir hayatına 1960 yılında başladı. Daha sonra uzun yıllar Edebiyat Dergisi şairlerinden oldu. 5 Temmuz 2008 yılında vefat etmiştir.

Şiirler

Kitap ünlü şairin Sebeb Ey, Risaleler ve Gelecek Zaman Risalesi adlarıyla yayınlanan eserlerini bir araya getiriyor. Böylece Bayazıt’ın okuyucusu şairin ilk üç kitabını topluca edinme imkanı buluyor.

Şiir diye bir ömür tüketerek yazdıklarım iki saatte okunuyor…

Bundan ucuz ne olabilir ki, havadan başka (Sayfa 5)

Çıkacağız yola
Hesap günü gelince
Yağmur yüzümüze değince
Güneş bir mızrak boyu yükselince. (Sayfa 32)

Ve şunu anlıyoruz
En iyisi yürüyerek gidilir yaşamağa. (Sayfa 62)

Aşkın bir adı da yorulmamaktır (Sayfa 116)

Hiçbir okyanus olamaz
Bir mücahidin
Yüzündeki çizgilerden
daha derin. (Sayfa 134)

Ölümle tanıştıktan sonra anladım
Sadece bir kimlik belgesi olduğunu yaşamanın. (Sayfa 140)

Kimsenin efendisi değilsin kırlarda
Kendinin bile
Her şeyin kölesisin şehirlerde
Kendinin bile! (Sayfa 200)

Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm

Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm (Sayfa 208)

Bugün Aslında Dündü

0

Orijinal İsmi: Groundhog Day
Vizyon Tarihi: 12 Şubat 1993
Süre: 101 Dk.
Tür: Dram, Komedi, Fantastik
Yönetmen: Harold Ramis
Senaryo: Harold Ramis
Yapımı: 1993 – ABD
IMDb Puanı: 8,0

Özet ve Detaylar

Bir hava durumu spikeri olan Phil Connors, yapımcısı ve sevimli kameramanı ile birlikte Pennsylvania’daki Punxsutawney kasabasına geleneksel Groundhog Day şenliklerini görüntülemek için gönderilir. O gün, belki de Phil’in hayatının en kötü günüdür, ama bundan beteri de vardır: Phil’in karabasanı, her gün tekrarlanır. Artık her gün, onun için Groundhog Day yeniden yaşanmaktadır. Phil, o gün olacak her şeyi bildiği için bunun avantajlarını kullanmayı zamanla öğrenir. Ama, hayatının kadının kalbini kazanması için daha yapması gereken çok şey vardır.

Sırça Köşk

0

Sabahattin Ali Kimdir?

Ülkemizin önemli yazarlarından ve şairlerinden olan Sabahattin Ali, 25 Şubat 1907’de Kırklareli’de doğdu. İstanbul’daki Muallim Mektebi’nde aldığı nitelikli eğitim sayesinde Yozgat’ta öğretmenlik yapmaya başladı. Birkaç yıl sonra Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yabancı dil eğitimi alması amacıyla yurtdışına gönderilen isimler arasındaydı. 1928-1930 yılları arasında yabancı dil eğitimini Almanya’daki bir dil fakültesinde aldı. Burada Ivan Turgenyev, Edgar Allan Poe, Thomas Mann gibi yazarların eserleriyle tanıştı. Sabahattin Ali’nin bu yazarlardan etkilendiği görülmektedir. Sabahattin Ali kitapları ve şiirleri son yıllarda ülkemizde büyük ilgi görmektedir. Yıllardır düşmediği çok satanlar listelerinde yerini koruyan en sevilen eseri Kürk Mantolu Madonna’nın yanına diğer kitapları Kuyucaklı Yusuf ve İçimizdeki Şeytan eklenmiştir.

Sırça Köşk

… halk, beyinsiz, dilsiz, gözsüz kelleleriyle dağılmak üzereyken, aralarında canından bezmiş biri: “Böyle başın da bana lüzumu yok!” diyerek, boynuzundan tuttuğu kelleyi fırlatıvermiş. İşte o zaman herkesin şaştığı bir şey olmuş: Hızla gidip sırça köşke çarpan kelle orada: “Şangır!…” diye koskocaman bir gedik açmış. Halk her şeyden sağlam, hiçbir zaman yıkılmaz, kırılmaz bildiği o koskoca sırça köşkün bu kadar çürük olduğunu görünce, ellerindeki kelleleri birbiri arkasına ona fırlatmaya başlamış, göz açıp kapayıncaya kadar tuzla buz olan sırça köşk çökmüş, yıkılmış…

Bize bu topraklar üzerinde görünmeyen, gösterilmeyen, ötelere itilen bambaşka hayatlar yaşandığını, bu hayatların var ve gerçek olduğunu temiz dupduru bir dille anlatan Sabahattin Ali, edebiyatımızın ilk “gerçekçi, devrimci, halkçı” yazarlarındandır. Kendi ifadesiyle, onun öykülerinde “hep açlar, çıplaklar, dertliler; geceleri gazete satıp izmarit toplayan serseri çocuklar; bir karış toprak, bir bakraç su için birbirlerini öldürenler; cezaevlerinde ruhları kemirile kemirile eriyip gidenler; doktor parasına güç yetiremeyenler; hakkını alamayan benzi soluk, yüreği kederli insanlar” vardır. Hayat neyi ihtiva ediyorsa onun anlatılmasını bir memleket vazifesi olarak gören Sabahattin Ali, son kitabı Sırça Köşk’te, daha önceki öykülerinde olduğu gibi yoksul hayatların karanlıkta bırakılmış ayrıntılarına odaklanıyor. Kitaba adını veren “Sırça Köşk” masalı, mevcut iktidarın halka yabancılaşmış bir çıkar grubuna nasıl dönüştüğünü alegorik bir tarzda anlatan özgün bir masal olarak öne çıkıyor. Sırça Köşk, içinde toplumsal yergi içerikli dört masalla, on üç öykünün yer aldığı, dönemin sosyal, siyasal, kültürel ortamını güçlü bir şekilde resmeden benzersiz bir eser.

Popüler Paylaşımlar

Koro

Orijinal İsmi: Les Choristes Vizyon Tarihi: 29 Nisan 2005 Süre: 97 dk Tür: Dram, Müzikal Yönetmen: Christophe Barratier Senarist: Rene Wheeler Yapımı: 2004 - Fransa, Almanya, İsviçre IMDb Puanı: 7.9 Özet ve...