Sevgili Dostum;

Yine sana yazıyorum. Bıkmadan, usanmadan, zihnimden damıtarak kalemimin ucuna getirdiğim düşünceleri seninle paylaşıyorum. Buna ne kadar mecbur olduğumu biliyorsun. Hasta yatağında solunum cihazına bağlı olarak hayatını devam ettirmeye çalışan bir insanı düşün. Bu insandan solunum cihazını çekip alsan onun nefeslerini, ona hayat veren, canlılığını sağlayan nefeslerini de elinden almış olmaz mısın? İşte sevgili dostum, böyle bir insan için böyle bir solunum cihazı ne ise sana yazdığım bu mektuplarda benim için öyle. Beni anlayacağını biliyorum. Hatta sana daha sık yazmam için de istekli olduğunu, yazdıklarımı okumak için can attığını, senin de bu mektuplardan yayılan hayat nefeslerine ihtiyacın olduğunu biliyorum. Fakat her zaman yazamıyorum değerli dostum. Sana yazmam için ruhumda bana katlanılmaz gelen derin sıkıntıların, kederlerin ve acıların bir tohum gibi önce filizlenmesi daha sonra gövdesinin ve yapraklarının oluşması ve son olarak çiçeğe ve meyveye durması gerekiyor. Hüzün sevgili dostum, hüzün insanın hem zehri hem de en büyük ilacı. Ona sahipsek eğer, ondan biraz bile tatmışsak bu dünyada hiçbir zaman tam olarak mutlu olamayacağımızı anlıyoruz ve bu bizim hem derin acılar çekmemize ki kimi zaman günlerce kendini bilmez bir halde savrulmamıza hem de diğer bir taraftan ruhumuzun derinliklerinden gelen tıpkı bir kuyu açılırken yerin metrelerce altının oyulup ta oradan suyun fışkırması gibi şiddetli bir hazza sebep oluyor. Bazı insanlar tanıdım ki onlar dünyanın her bir köşesini görmek ve gördüklerini kaydetmek üzere kendisine yeminler edip sözler vermiş seyyahlar gibi hüznün peşinde seyahat ediyor, hayatını onu arayıp bulmakla geçiriyor. Her ne kadar aramak için bu denli çabalara girişmesem de değerli dostum, benimde böyle bir hüznüm var daima ve sana ancak bu hüznün doruklarına ulaştığım zaman yazmak istiyorum. Çünkü o zaman bilincim tam olarak yerinde olmuyor ve sanki ilahi bir ilhamla kalemimden dökülen kelimeler gizemli bir ahenkle kâğıdın üzerinde yerlerini alıyorlar gibi hissediyorum. Bana öyle geliyor ki bu hal insanın en samimi olduğu, masumiyetinin ve saflığının zirvelerine ulaştığı ve gerçekten dış dünyadan tamamen bağımsız olarak tamamen kendisi olduğu, kendisine ait olduğu bir hal.

Evet, sevgili dostum, bil ki sana ne zaman yazsam işte bu haldeyim. Okuduğun kelimeler ve cümleler benim yansımam, sana uzanan benliğimdir. Son olarak değerli dostum, ne olursa olsun her insan kalbinin ve ruhunun bir köşesinde derin fakat çok yaralamayan bir miktar hüzün barındırmalı. Bu hüzün ile baş etmeye çalışmamalı fakat kendisini tamamen ele geçirmesine de izin vermemelidir. Hüznün daim olsun, değerli dostum.

21.07.2020

M. Abdullah ÖNDER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz