Sevgili Dostum;

Sence de dünya her geçen gün biraz daha cehennemi andırır bir hale bürünmüyor mu? Şehirler git gide ancak cehennemde var olabilecek büyük kazıklara benzeyen yapılarla bezenmiyor mu? İçim daralıyor değerli dostum. Bu muazzam büyüklükteki cehennem kazıklarının arasından geçerken kendimi alevler arasında yanan bir günahkâr gibi hissediyorum. Şehirlerinde bir ruhu vardır diyordu okuduğum güzel bir kitapta güzel bir yazar. Dönüp de kendi şehrime; nice arkadaşlıkların, sevgilerin, yaşanmışlıkların geçtiği bu kente bakıyorum, onda bir ruh arıyorum fakat bulamıyorum. Bu ruha ne oldu, bu ruhu oluşturan, ona kaynak olan, onu besleyen, büyüten bu insanlara ne oldu? Anlayamıyorum. Şehrin caddelerinde, sokaklarında yürürken, insanların kor gibi yanan gözlerindeki bakışlardan sende ürkmüyor musun? Kalabalık grupların arasından geçerken tüm vücudunu sarsan ürpertileri hissetmiyor musun? Dünyadaki hiçbir varlık bana artık insanlar kadar yabancı gelmiyor değerli dostum. Benimkisi yaşadığı çağa ayak uyduramayanların yazgısının bir bileşimi. Gündelik hayatın telaşesinden uzak, insanlara ve nesnelere karşı mesafeli, kendi içine kapalı, düşünceleri, hayalleri ve rüyaları ile yaşayanların temsilcilerinden bir kesit. Paterson örneğin. Var olmakla yok almak arasındaki o ince ve bulanık çizginin yavaş yavaş silinmesi. Her günün birbirine tıpkı benzemesi, sıradanlık ve süreklilik ve bunun verdiği insanı hafif bir rüzgârın eşlik eder derecedeki rahatlama. Belki bu çizginin silinmeyecek denli kömür karası bir kalemle çizilmesini bende isterdim değerli dostum. Ama olmadı. Hep muğlak, müphem ve bulanıktı. Böyle bir devirde gelmemeliydim bu dünyaya. Bazıları vardır ki onlar dünyaya gelmek için geç kalmışlardır ve olması gerektiği çağın özlemini yaşarlar daima. Tıpkı Paterson gibi. Şair ruhlu insanlardır onlar ve konuştukları zaman yalnız şiir mısraları dökülür dudaklarından. Kendi hallerinde, kendi dünyalarında mutludurlar. Dış dünyadan memnun değillerdir ve bununla baş etmek için kendi iç dünyalarını inşa etmeye çalışırlar. Şiirler, romanlar, hikâyeler, yalnız yürüyüşler, derin bir sevgi ve aşk ise inşa etmeye çalıştıkları bu binanın kilit noktalarındaki tuğlalarıdır.

Ne çok konuşuyorum ama kimse duymuyor. Ne çok dokunuyorum ama kimse hissetmiyor. Ne çok görüyorum ama kimse fark etmiyor. Bütün bunlara rağmen ne kadar az susuyorum ve hiç kimse bunu anlamıyor. Şimdi sevgili dostum, terk etmeliyim buraları, bana lazım olanı bulmalıyım. Aramalıyız, bıkmadan, usanmadan aramaya devam etmeliyiz. Aradığımı bulduğum en azından bulmayı umut ettiğim yerlerden sana bir nebze olsun nefes aldıran yazılarımı yazabilmem dileğiyle. Arayışın daim olsun, sevgili dostum.

25.07.2020

M. Abdullah ÖNDER

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here