Sevgili Dostum;


Sıcak havanın beni son derece bunalttığı bu günlerde biraz olsun soluklanabilmek için geldiğim küçük bir sahil kasabasından yazıyorum sana. Doğayla hiç bu kadar yakınlaşmamış, onunla hiç bu kadar temas etmemiştim. Şehirdeki evimin penceresinden dışarıya baktığım zaman yalnızca diğer beton binaları görüyordum. Burada ise kasabaya göre biraz yüksekte kalan evimdeki odamın camından dışarıyı seyre daldığım zaman; çamları, akasyaları, göğe doğru yükselen uzun kavakları ve pek çok çeşit meyve ağacını görebiliyorum. Rengârenk çiçekler, irili ufaklı hayvanlar ve her an gerçekleşen ve gerçekleştiğini hissettiğin, dışarıdan bir yabancı olarak değil de içerinden bir ev sahibi gibi kavrayabildiğin doğa olayları. Yağmur sevgili dostum, biz şehirliler için yağmur ne ifade eder, bize ne hissettirir? Asfalt yolları ve taş kaldırımları temizleyen bir su sağanağından başka ne anlarız ondan? Yağmur yağdığı zaman pek çok kişinin ağzından rahmet yağıyor sözünü işitmiş ve tam olarak anlamlandıramamışımdır. Ama burada çok iyi anladım ve anlıyorum. Artık bir çiçeğin büyümesi, ağaçların yapraklarının oluşması, ekinlerin yeşerip topraktan başlarını uzatması için yağmura nasıl hasret çektiklerini görebiliyorum. Tanrının yağmuru nasıl insanların rızkı için bir rahmete dönüştürdüğünü, buradaki insanların geçimlerini sağlamak için bu rahmete nasıl da muhtaç olduklarını algılayabiliyorum. Bir çiçeğin her gün biraz daha gelişip büyüdüğünü görmek, onun uzaması, zamanla yapraklarının çıkması ve son olarak da çiçeğe durması… Tüm bunlar bir nebze de olsun beni katı yalnızlığımdan, uçurumun kenarına sürükleyen iltihaplı düşüncelerimden uzaklaştırıp az da olsa gönlümün umutla dolmasına, önümün aydınlanmasına vesile oluyor.


İnsanın doğayla savaşı ne zaman son bulacak değerli dostum? Peki, insan doğayla giriştiği her savaşta, her mücadele de kazansa dahi mağlup olduğunu ne zaman anlayacak? Burada dev endüstri binaları yok, bacalarından çıkardıkları kara dumanla tüm gökyüzünü kaplamaya çalışan fabrikalar yok, burada çok şeritli yollar, geniş cadde ve bulvarlar yok, burada otomobillerin çıkardığı kulakları tıkayan sesler ve gözlerimizi kaydıran hız makineleri yok. Burada bir dağ kütlesince sakinlik var. Toprağın insana verdiği güven, ağaçlardan yayılan bir sükûnet var. İnsanı kendi ile baş başa bırakan, kendi yalnızlığında ve ıssızlığında ruhunun derinliklerinden gelen sesine kulak vermesini sağlayan bir huzur var. Böyle bir dönemde arayıp durduğumuz, hatta tüm hayatımızı aramakla geçirmemize rağmen bulamadığımız ve yanlış yerde aradığımız için de bulamayacağımız o huzur var. Huzurun daim olsun, sevgili dostum.

M. Abdullah ÖNDER

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here