Sakallarım sızlıyor bu akşam.
Cami avlusunda dizilmiş kehribarlar, kukalar.
Dedikoduya durmuş hacılar.

Üç çocuk vuruyor kıyıma.
Gözleri; toprağın coğrafyası, bakışlar; kaçamak.
Üç çocuk yürüyor önümden yalana ve gölgeye inat; hakikate ve aslına davet.

‘Büyümek nedir?’ diyor birisi ‘karanlık, yokluk’ diyor diğeri.
Geride kalan dönüyor, gözleri gözlerimde ‘unutmaktır’ diyor. ‘Büyümek, unutmaktır.’

‘Hayır!’ diyorum bir feryat bin ağıt.
Bir ihanet yankılanıyor sokaklarda.
Işıktan gölgeler düşüyor önüme.
Ay geliyor ve duruyor karşımda.
Yıldızlar dökülüyor göğsüme, yürüyorum.
Serin bir rüzgâr ayak bileklerimi yalıyor, koşuyorum.
Dizlerim çürüyor tel tek dökülüyorum, her yer boz bulanık.
Beton yığınlardan yakayı kurtarmış bir kaya, bulvarın orta yerinde, yaslanıyorum.
Yıkılmıyor, devrilmiyor yaslandıklarım gibi.

Kayanın serinliğinde, geceyi üçe bölüyorum.
İzafi tüm değer ve değerlendirmelerden uzak, yalın bir ölçüyle.
Bir kompozisyon gibi; giriş, gelişme ve sonuç.
Bir ömür gibi; doğum, yaşam ve ölüm.
Bir sevda gibi; hasret, vuslat ve ayrılık.

Ve kayanın damarlarına işliyorum sesimi
El değmemiş çizgilerine..

Hayır!
Unutmamak, büyük nimet.
Bir bağ bozumunda, üzümün tadını
Hasat vakti bir buğday tanesinin yuvarlanışını
Son nefesini almak için doğrulan bir hastanın hayata tutunma çabasını.
Yıkılan bir surun nedametini
Okşanan bir çocuğun gamzelerini
Unutmamak, büyük nimet.

Ve büyümüyorum! Unutmamak için hiçbir şeyi..

M. Musab ÖNDER

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here