Şair, kaldırımlarına ter kokusu sinmiş, henüz aydınlatılacak kadar rağbet görmemiş, zifiri karanlık bir sokağın başında durdu. Çiseleyen yağmur duruşuna mana katmıştı. Yüzüne vuran her yağmur tanesi, ona varlığını hissettiriyordu. Şairler, ender vakitlerde varırlardı varlıklarının farkına. Ve bir şair için mânâ, her daim az olanda.

Omuzlarını silkeledikten sonra ilk adımını atmak için salladı, diğerine nazaran daha sık kullandığı sağ ayağını, boşluğa. Bir ses yankılandı sokağın ıssız karanlığında: ‘Tak!’ Mevsim şartlarına göre tasarlanmamış kundurasından gelen bu tok ses hafızasını uyardı. Kaçınılmaz takip etti, zaman zaman yardımına başvurulan, diğer vakitlerde yalnızlığıyla baş başa bırakılan bir derviş edasıyla sol ayağı, ötekini: ‘Tak!’ Hafızası hatıralarına dar gelmeye başlamış birini mâzide yolculuğa çıkarmaya yetecek bir sesti bu.

Tik, tak, tok
Tok bir kahkaha
Kim O?
Cinler, periler
Kime geldiler?
Yalnızlığına.

Lise yıllarında, bıyıklarının henüz terlediği ârafta, kapağı yıpranmış kitaplarından birisinin arka sayfasına karaladığı bu satırlar çalındı kulağına.

Bir otobüs durağının içinde buldu kendini. Önündeki anlamsız boşluktan kaldıracakken bakışlarını, aniden irkildi, yüzüne sıçrayan çamurlu sudan sebep. ‘Tak!’ Önündeki su birikintisine basan adamın arkasından bakakaldı, işaret parmağıyla yüzünü silerken. Ve sol omuzunda bir sıcaklık hissetti, günahın haz veren sıcaklığı. Yine yanında buluvermişti kendini. Bu büyülü anı aptalca bir hareketle bozmak istemediğinden yalnızca gözlerini kaydırabildi omuzuna doğru. Rengi kahve, kendisi kadife hırkasından gelen büyülü koku vurdu yüzüne. Tam elini uzatacakken omzundaki tuhaf sıcaklığa, dayanılmaz bir sızı hissetti diz kapaklarında, mukaddesatı kirletmişçesine. Ellerini dizlerine koydu ve kapaklandı yere, hıçkırarak dayadı alnını ıslanmış kaldırımın çıkıntılarına. Yağmura eşlik eden gözyaşlarıyla haykırdı sonra;

Ne büyük nimetmiş unutamamak!
Ne büyük nimet!

Tik, tak, tok
Cinler periler,
Kokunu getirdiler…

Ve kadın, sol yanın serinliğini ararken, başka bir elin dokunduğu omuzun acısında buluverdi kendini. Ne acı unutamayan bir kalpte, hatırlanamayan bir hoş geldin edası bırakma isteği. Ne acıdır ki yağmura eşlik eden gözyaşının bir damlasının yüzünde yankılanmaması. Ve kadın, usulca gidiverdi; gölgesinde adamın bahtı, eli cebinde bir yalnızlıkla sıyrıldı. Güvercinlerin, güvertelerden uçtuğu yerde gövdesini bıraktı…

Tik tak tok.
Kim gitti?
Acıya kanatlandı güvercinler.
Ve kadın,
Bir hırkaya yenildi.

M. Musab ÖNDER

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here