Eser Adı: Sağlığın Gaspı
Yazar Adı: Ivan Illich

Ivan Illich Kimdir?
Ivan Illich 1926 yılında Avusturya’nın Viyana şehrinde dünyaya gelmiştir. Yaşamı boyunca pek çok ülkeyi gezip görme imkânı sahibi olan Illich, Fransızca, İtalyanca ve Almancayı çok iyi seviyede bilmektedir. Daha sonra bu dillere Sırpça-Hırvatça, Antik Yunan ve Latin dilleri ile İspanyolca, Portekizce ve Hintçeyi de eklemiştir. Salzburg ve Roma’da tarih ve teoloji dersleri gördükten sonra papaz olmuştur. Beş yıl New York’ta Puerto Rico Mahallesi’nde papaz olarak görev yapmıştır. Katolik kilisesinin Güney Amerika siyasetine yönelttiği eleştiriler, kilise çevreleri ve Vatikan ile arasının açılmasına sebep olmuş, Illich’te 1960’ta Meksika’ya gitmiş ve burada Cuernavaca şehrinde Kültürlerarası Belgeler Merkezi’ni (IDOC) kurmuştur. Bu merkezin amacı alternatif bir eğitim merkezi oluşturarak gönüllüleri Latin Amerika dilleri ve kültürleri konusunda eğitmektir. Kuruluş kısa zamanda Güney Amerika askeri diktatörlüklerine karşı muhalefetin merkezlerinden birisi olmuştur. Illich 1969’da papazlıktan ayrılmış, 1970’te kurduğu merkezin de kapatılmasından sonra Alman, Japon ve Amerikan üniversitelerinde dersler vermiştir.

Sağlığın Gaspı
Ivan Illich kapitalist toplumun ortaya çıkardığı kurumlara yönelttiği eleştiriler ile tanınmaktadır. Ona göre kapitalist toplumdaki bu kurumlar, insanın kendi kendine yeterliliğini baltalamış ve yaratıcılık gücünü köreltmiştir: “Kentler, ulaşım araçlarının çevrelerinde kurulduğu takdirde insan ayağının değerini düşürür; okullar, eğitimde önceliği elde ettiği takdirde kendini eğitmenin değerini düşürür; hastaneler, kritik durumda olan herkesi çektiği takdirde, topluma ölmenin yeni bir biçimini dayatır.” Sağlığın Gaspı adlı kitabında da Illich, karşımıza, sağlık kurumuna belki de bugüne kadar yapılmış en sert eleştirilerle çıkıyor. Doktorların insanları tedavi ederken aslında diğer taraftan yol açtıkları hastalıklar ve sorunları derinlemesine inceliyor. Tıpta “İatrojenez” kavramı ile karşılanan bu durum Illich ’in eserinde temel bir yer ediniyor. Illich iatrojenez durumunu klinik açıdan, sosyal açıdan ve kültürel açıdan inceleyerek sorunun sadece medikal olarak anlaşılamayacağını net bir şekilde gösteriyor.

Illich modern tıp kurumunun hastalıkları sağaltmadaki işlevini sorgulamaktadır. Gerçekten tıp teknik anlamda geliştiği için mi yoksa insanların artık beslenme, barınma ve temizlik gibi temel ihtiyaçlarını daha iyi bir şekilde karşılayabildikleri için mi geçmişte görülen hastalıklar azalmıştır? Geçmişte görülen hastalıkların yerini ne tür hastalıklar almıştır ve bu tür hastalıkların ortaya çıkmasında endüstriyalizmin ve modernizmin etkisi ne derece olmuştur? Doktorlar hastalıkları tedavi etmede ne kadar başarılıdır? Doktorlarının elinin altında bulunan teknik araçları kullanmak için uzmanlık bilgisine ihtiyaç var mıdır yoksa sıradan bir insanda bu aletleri kullanarak tedaviye yön verebilir mi? Illich bütün bu sorulara ve daha fazlasına istatistiksel araştırmaların bulguları ışığında cevap vererek bir anlamda tüm kabulleri temellerinden sarsıyor.

Illich yine acı deneyimi üzerinde durarak geçmişten bugüne acının insanlar nezdinde algılanışının nasıl değiştiğini gözler önüne seriyor. Ona göre insan artık acıya manevi ve mistik bir değer veremez olmuş, biran önce dindirilmesi gereken bir durum olarak görmüş ve bu sebeple de insanlardaki acı eşiği en düşük seviyeye gerilemiştir. Bu acı deneyimine anlam veremeyen insanın basit durumlara karşı mutluluğu azalmış ve kendini uç noktalarda bulmaya kalkışmıştır: “Ağrıya karşı oluşturulan duyarsızlık düzeylerinin yükselmesiyle basit neşeleri ve zevkleri yaşayabilme kapasitesi azaldı. Anestetik bir toplumda yaşayan insanların yaşadıklarını hissetmeleri için giderek daha güçlü uyaranlar gerekli olmaya başladı. Uyuşturucu, şiddet ve terör, kişinin benliğini hissetmesini sağlayan güçlü uyaranlar haline geldi.”

Illich doktor ve hasta ilişkisi üzerinde de durmaktadır. Ona göre tıbbın kullandığı terminolojik dil, doktor ile hasta arasında sınıfsal bir fark yaratmakla kalmaz, hastanın hastaneden çıktığı zaman hastalığının teşhisinin ne olduğunu tam anlayamamasına ve önerilen tedavi yöntemlerinin de uygulanamamasına sebep olur. Illich, artık doktorların hastaları, hastalıkları ile alakalı veri/sonuç hesabının yapıldığı biyolojik bir varlık gördüğünü dile getirir: “Hastalığın öncelikle organik ya da davranışsal anomali olarak algılanır olmasından önce, hasta olan kişi, doktorun gözlerinde kendi kederinin bir yansımasını ve acısının benzersizliğinin kabulünü görebiliyordu. Şimdi karşılaştığı şey, ise veri/sonuç hesabına dönüşmüş bir biyolojik muhasebecinin bakışıdır.”

Illich’e göre hastalıklar ve hastalıkların tedavi yöntemleri bulundukları toplumdan bağımsız olarak düşünülemez. Her kültürün hastalık tanımlaması ve hastalıkları sağaltma yöntemi farklılık göstermektedir. Fakat hastalığın toplumsal ve kültürel boyutunu görmezlikten gelen modern tıp, hastalığı yalnız biyolojik alana indirgemektedir.

Sağlıkla ilgili bu ve buna benzer konuların ele alınıp incelendiği bu kitap, bizler için genel anlamda kapitalist toplumların inşa ettiği kurumlara, özelde ise sağlık kurumuna yönelttiği eleştiriler açısından önemlidir. Bir anlamda buz dağının görünmeyen kısmını görmemizi, sorgulama ve eleştiri yetimizin artmasını sağlamaktadır.

M. Abdullah ÖNDER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz