Sepet

Serçe parmağının göğe dokunuşuyla bir sepet düşüyor üzerime
içinde umutlar, hülyalar ve parlak bir bulut
tepeleri arşınlıyorum
seni bana hazırlayan kainat soluklanarak deviniyor
kuşlar göz hizamda
göğün çatısı omurgama yaslanmış
parmaklarımı gerdirerek dünyana dalma çabasındayım
suretten yoksun geçmişim dev ayaklarıyla çekmekte derinlere
Tanrı yarası
ve bıçaktan umudun kesilişi
kanın deriyi damardan önce geçişi

Aynı soru, sıkılmış dişler ve seğiren dudaklar arasında
dön ve bir kez olsun bak nereden neler getirmekteyim sana
ya da hepsini ve her şeyi bırak bir kenara
say ki uyandık ve koyulduk yola
apartman çıkışı ödenmiş faturalar ayaklarımız altında
bir koku keskin ve kerih
bizi adının yalnızca bir ad olarak kaldığı uğraşlara çağırmakta
seni sakınarak uzatıyorum gözlerimi şehri şehir yapamayan yığınlar arasına
duymuyorum, duyamıyorum
görmekten kaçış..

Dolambaçlı yollara hasret
çık diyorum kendime yoldan ve raydan
mesainin başlangıcı, ritüeller, istihsal ve cari açık ve yeni istihdam alanları
yeni öğrenilen bir kelimeyi cümle içinde kullanma cambazlığı
nereye götürüyorsa hayat yokum ben orada
şiirin devamı için bir kelime arayışı

Sabah, çay, çörek, zoraki konuklar
kendinden başka anlatacak bir şeyi olmayanları dinleme zahmeti
‘kendin olma!’ dayatması
olmak için olmak tuhaflığı
ve beni hepsinden uzak kılan yakınlık
serçe parmağın
bir sepet
umutlar
hülyalar
ve parlak bir bulut..

M. Musab ÖNDER