Şehrin asfaltından yüzüme vuran yalın sıcaktan bir an önce kurtulmak istiyor ve adımlarımı sıklaştırıyorum. Kafamı kaldırmamamalıyım diye düşünüyorum. Daha çabuk giderim böylelikle, bir an önce kurtulmalıyım bu kargaşadan, bitmek tükenmek bilmeyen bilinmezlikten.


Yerde kaynaşan bir karınca yuvası takılıyor gözüme, eğiliyorum. Büyükçe bir karınca “Boşuna acele etme her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geri kalırlar ne de bir an ileri gidebilirler.” Diyor. Ben nasıl anlatayım şimdi sana güzel karınca, can karınca benden mesuliyet kalktı. Ben kılıcımı taşa vurdum. İnzivaya hicret ediyorum. Hicretin sorumluluğu da kalktı üzerimden, ecelime doğru gidiyorum. Ben bu çağdan korkuyorum korkanın mesuliyeti olmaz, rızık endişesiyle yaşadım bugüne dek rızkının endişesine kapılanın imanı olmaz.


Yürüyorum, biraz hızlı biraz yavaş adımlarla. Bir gölgelik denk geliyor, çıkmak üzereyken şehrin ihtiras kokan sokaklarından. Yüksekçe bir yer, serin bir gölgelik neredeyse kuş bakışı ayaklarımın altında bütün şehir.

Bankamatik önüne yığılmış terli kalabalıkları,

torunlarının başını okşayacak merhamet yüreklerine yer etmemiş ancak çay bahçelerinde ülke meselelerine çözüm üretme sahtekarlığına soyunmuş ihtiyarları,

vitrin önlerinde çocuklarını ayak bağı gören anneleri,

babasına isyan eden gençleri,

okul çıkışı öğretmenini bıçaklayan talebeleri,

izmaritini yere atarken simite çıplak elle dokunduğu için simitçiyle kavga eden adamı,

titreyen ellerini birbirine sıkıca kenetlemiş okul kaçağı liseli aşıkları,

mazlum ve yoksul halklar için sloganlar atıp bir yemeği hak ettik diyerek şehrin lüks lokantalarından birinde söyledikleri kebabı iştahla yiyen yığınları seyrediyorum bir süre.

Uzun süredir şahit olduklarım, hep seyirci kaldıklarım, buğzetmekten öteye varamadıklarım kuş bakışı önümdeler.


Ayak ucuma düşen cevizin toprağa dokunduğunda çıkardığı tok sesle irkiliyorum sonra. O vakit anlıyorum bir ceviz ağacının altında gölgelendiğimi. Başımı kaldırıp baktığımda cevizin dalında iki sincabın kavgasına şahit oluyorum. İşte diyorum çetin bir çıkar çatışması ve kaybedenler. Bir karga, önümden alıp götürüyor, yeşil kısmı patlamış cevizi. Ve kazanan, yine pusuda bekleyenler.


Yola koyuluyorum yeniden.

Ben adım attığımda belki bir bebek, öğle uykusunda rüyasını bekliyor.

Bir anne, uyanacak bebeği için sütünün gelmesini bekliyor.

Bir nine, yemeğe katmak için kasaba gönderdiği öksüz torununun getireceği yüz gram kıymayı bekliyor.

Bir baba, maaşına zam bekliyor.

Bir memur, terfi bekliyor.

Bir çocuk, sokakta annesinin balkondan sarkıtacağı suyu bekliyor.

Bir sokak, kenarına bırakılmış kartonları toplaması için çocuğunu bekliyor.

Bir delikanlı, sevdiği kıza açılmak için doğru zamanı bekliyor.

Sınırda bir asker, vatanı bekliyor.

Belki bir gelin, akşam eline yakılacak kınayı bekliyor.

Bir dilenci, avucuna sıkıştırılacak bozuk parayı bekliyor.

Çaresiz bir genç, kurtarıcı bekliyor.

Benim adımlarımla, beklenenler ve bekleyenlerin kaderi denk düşüyor. Ben yolu adımlarken oluyor tüm bunlar belki de ne ben yürüyorum ne de tüm bunlar oluyor….

M. Musab ÖNDER

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here