Rasim Özdenören Kimdir?
Rasim Özdenören 1940 yılında Maraş’ta doğmuştur. İlk ve ortaöğretimini Maraş, Malatya, Tunceli gibi Güney ve Doğu illerinde tamamlamıştır. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni ve İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü’nü bitirmiştir. Bir süre Devlet Planlama Teşkilatı’nda uzman olarak çalıştıktan sonra araştırma amacıyla ABD’nin çeşitli eyaletlerinde, 1970-1971’de iki yıl kadar kalmıştır. 1975 yılında Kültür Bakanlığı Bakanlık Müşavirliği görevine gelmiş aynı bakanlıkta bir yıl da müfettişlik yapmıştır. 1978’de istifa ederek ayrıldığı devlet memurluğuna bir süre sonra (1980) Devlet Planlama Teşkilatı’nda çalışmak üzere tekrar dönmüştür. Uzman, daire başkanlığı, genel sekreter yardımcılığı, genel sekreterlik, müşavirlik görevlerinde bulunmuştur. 2005 yılında devlet memurluğuna noktayı koymuş ve kendi deyimiyle özgürlüğünü ilan etmiştir. Tüm bunların yanında Rasim Özdenören iyi bir edebiyatçı ve Türkiye’nin bu zamana kadar yetiştirdiği en değerli öykücü ve denemecileri arasında yer almayı başarmıştır. Yazdığı eserlerle de pek çok ödüle layık görülmüştür.

Yaşadığımız Günler
Bazı kitaplar vardır ki insanın sadece bilgi edinme ihtiyacını karşılayarak kişiye bilme ve öğrenme hazzı verir. Bazı kitaplar da vardır ki insana bilgi verme, bilgi aktarmanın yanında içinde yaşadığı dünyaya ve hayata karşı bir bilinç oluşturur, bir şuur kazandırır. Yedi Güzel Adam’dan birisi olarak tanıdığımız ve daha çok “Gül Yetiştiren Adam”, “Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler” ve “Müslümanca Yaşamak” gibi eserleri ile akıllarımıza kazınan Rasim Özdenören ’in “Yaşadığımız Günler” adlı eseri biraz daha geri planda kalmakla beraber, belki de bu saydığımız eserler kadar hatta onlardan daha da değerlidir ve okuduğumuz andan itibaren düşünce yapımızda belirli değişiklerin olduğunu, bilinçlendiğimizi ve belli bir şuur kazandığımızı hemen hissederiz.

Osmanlı ve onun bakiyesi olarak devam eden Türkiye Cumhuriyeti, Tanzimat Fermanı’ndan bu yana Batı ile sıkı bir ilişki içerisine girmiş bulunmaktadır. Bu ilişkide Batı, bazen kendisinden şiddetle uzak durulması gereken bir düşman olarak algılanmış, bazen de bir medeniyet kurmak, gelişmek ve ilerlemek için örnek alınması gereken bir merci olarak görülmüştür. Fakat her ne olursa olsun, şu artık sorgulanamaz bir gerçektir ki bütün dünya ülkeleri gibi Türkiye’de Batı’da meydana gelen gelişmelerden etkilenmekten kendisini alamamış ve çoğu zaman da Batı bir muasır medeniyet timsali olarak algılanarak taklit merci kabul edilmiştir. Bunu aslında Türk modernleşmesi veya Batılılaşma olarak da düşünebiliriz. Bu süreçte yaşanan değişimlerle kendi özünden ve kendi kavramlarından kopan bir toplum ve bir zihniyet inşa edilmiştir. İşte Rasim Özdenören’ de 1985 yılında yazıp yayınladığı fakat daha sonra tekrar gözden geçirerek farklı baskılarını yaptığı bu eserinde bizlere bu sürecin sonunda geldiğimiz noktanın genel bir panoramasını çizmektedir. Şu bir gerçektir ki, tanımlayamazsanız tanımlanırsanız, hâkim olamazsanız hâkim olunursunuz. Bu çağı tanımlayan ve bu çağa hakim olan Batı’ dır. İçerisinde yaşadığımız dünyanın çoğu unsuru Batı zihniyeti tarafından belirlenmiş ve dizayn edilmiştir. Peki, böyle bir durum da Batı dışı toplumlara düşen ilk görev ne olmaktadır yahut ne olmalıdır? Bu sorunun cevabını çok uzak yerlerde aramamak ve en kolay yerden başlamak gerekir ki o da bu toplumların içinde yaşadığı çağı tanıması ve bilmesidir. Hele ki dünyaya bir amaç uğruna geldiğini ve bütün insanlığın kurtuluşunun kendi inancı içerisinde barındığına inanan bir Müslüman için belki de ilk başlangıç yeri burasıdır. İçinde yaşadığımız çağın parametrelerini bilmezsek ve bize sunulanı sorgulamadan, üzerinde düşünmeden kabul edersek her zaman yönetilmeye, geri bırakılmaya, sömürülmeye, bir ekonomi ve tüketim nesnesi haline gelmeye devam ederiz. Eğer bu çağa karşı bir şeyler söyleyeceksek, ona karşı tavır alacaksak onu tanımalı, onun kaynaklarını ve temellerini bilmeli, ona vakıf olmalı ve onunla hesaplaşmalıyız. Rasim Özdenören ’nin deyişiyle “Nasıl bir çağda yaşadığımızın farkına varmak belki sağlıklı çıkış noktasından biri olarak öngörülebilir. Kafamızın hangi mercilerce yönlendirildiğini, bazı insanların kendi dileklerine göre yaşayabilmek için insanların nasıl yığınlar haline getirildiğini, bize ne gibi yaşama alışkanlıkları kazandırıldığını, meselenin temelinden kavrama gereğini bilmek zorundayız. Bir an belki bindiğimiz dalı kestiğimiz zehabına kapılabiliriz. Ama bu zehabımız doğruysa ve biz bindiğimiz dalı kesmek zorunda olduğumuzu biliyorsak, önlemimizi almamız kolaylaşabilir.”

Rasim Özdenören bu amaçla bize içerisinde yaşadığımız çağı ve dünyayı, içerisinde yaşadığımız günleri bilinçli ve şuurlu bir Müslümanın bakış açısı ile göstermektedir. O, tüketim baskısından, gelirin dengesiz dağılımı ve nüfus planlamasına, iletişimden siyasete pek çok konuda nasıl bir ahval içerisinde bulunduğumuzu apaçık gerçekliği ile önümüze seriyor. Her biri, Rasim Özdenören ‘nin deyişi ile akademik bir inceleme olabilecek bu konular ve bu eser, bizim için yaşadığımız dünya ile hesaplaşmanın ilk adımı olan o dünyayı tanıma da bir başlangıç olabilir.

Hazırlayan: M. Abdullah Önder

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here